Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


FASIL

-2-

YEMEK VE İÇMEK

Ancak ihtiyâçtan dolayı ye ve doymadan kalk! Ve suyu çok içme! Ve ni’metlenerek ve tenezzül etmiyormuş gibi yaparak yeme! Fakat yemeğe olan ihtiyâcın kadar ye! Ve açlığına bir kimseyi vâkıf kılma! Ve acelesiz ve temkinli olarak ye! Lokmayı normal olarak al! Ağzına koyduğun zaman iyi çiğne ve besmele çek! Onu çiğnedikten sonra yut! Daha sonra sana onları ihsân eden Allah Teâlâ’ya hamd et! Ve bu esnâda diğer lokmaya elini uzatırsın; aynı şekilde besmele çek. Yutuncaya kadar önceki gibi yap! Daha sonra Allâh’a hamd eyle; ve ihtiyâcın kadarını alıncaya kadar diğerlerine elini uzatırsın. Ve yalnız olsan bile edebsizliği alışkanlık etmemek için önünden ye, ve yemeğe karşı aşırı arzûdan sakın! Ve seninle berâber yiyen kimsenin yüzüne ve eline bakma! Ve bunda “yediren ve ancak kendisi yedirilemeyen” kimsenin tenzîhine kalbin ile bak ki, sana noksanlığın belli olsun. Böyle olunca yemek yemende ibâdette olursun. Ve sen “Az yiyorsun” diyen kimsenin sözüne iltifât etme ve onu dinleme ki, bu senin onu terkine sebeb olur. Varsın “Sen az yiyorsun” denilsin. Ve yemek sofrasına hâzır olduğun zaman, sen yemeğe başlamak için el atan kimsenin sonuncusu ol; ve sofra kalkıncaya kadar sen kalkma! Ve bir yere yemeğe da’vet edildiğinde, önce hânende yeme, daha sonra cemâate gelesin de tenezzül etmemekle onlarla berâber yiyesin, gûyâ sen az yersin! Muhakkak bu, münâfıkların ahlâkındandır. Ve yemek yemen bir vakitten bir vakte olsun.

Ya’nî bu fasıl, kendine kâmil bir şeyh buluncaya kadar ne şekilde yiyip içeceğini beyân eder. Çünkü kâmil şeyhi bulduktan sonra yemek içmek husûsunda onun ta’yîn edeceği hareket hattını ta‘kîb etmek erekir.

Şimdi lezzetlenme ve ni’metlenme için değil, ancak ihtiyaçtan dolayı ye; ve sofradan doymadan kalk! Ve suyu çok içme! Çünkü mi’deyi çok doldurmak ve çok su içmek mi’denin genişlemesine ve netîcede tedâvîsi zor hastalıklara sebep olur.

Ve yapmacık olarak ve tenezzül etmiyormuş gibi yeme! Ya’nî cemâatle bir sofraya oturduğun zaman, fikrini çevrendekiler meşgûl edip, halkın senin hakkında hoş gördüğün fikre kapılmalarını te’mîn etmek için, yapmacık olarak ve gösteriş yaparak veyâhut kırıtarak ve nazlanarak pek bölünmüş ve ufak lokmalar ile yeme!

Belki sofrada bu gibi fikirlerden kurtulmuş olarak edeb içerisinde ihtiyâcın kadar ye! Ve “Şu kadar sâattan beri ağzıma bir lokma koymadım” gibi sözlerle kimseyi açlığına vâkıf kılma! Lokmayı orta parçada olarak alıp acelesiz ve temkinl olarak ye ve lokmayı iyi çiğne!

Ve lokmayı alırken besmele çek! İyice çiğnedikten sonra yut; ve yuttuktan sonra bu ni’metleri sana ihsân eden Allah Teâlâ’ya hamd et! Ve karnını doyuruncaya kadar her lokmada bu şekilde hareket et! Yalnız olsan bile terbiyesizliğe alışmamak için önüne denk gelen yerden ye; ve kabın diğer taraflarını karıştırarak yeme!

Ve hırs ve aşırı arzû ile yemekten sakın! Ya’nî sofraya nefsinin iştâhlandığı bir yemek gelirse “Aman bitirecekler! Bir kaç lokma daha fazla alayım!…” deyip lokmanın birini yutmadan diğerine el uzatmak süreliyle kapışarak yeme!

Ve sofradaki kimselerin ellerine ve yüzlerine sürekli olarak bakışlarını dikme! Ve insan her ne hâl içinde bulunursa bulunsun, mutlaka iyi ve kötü hâtıralardan hâriç kalmayacağından, yemek yerken de düşünmekten geri kalamaz. Bundan dolayı sen yemek yerken “ve huve yut’ımu ve lâ yut’am” (En’âm, 6/14) âyet-i kerîmesi gereğince seni “yediren ve kendisi yedirilemeyen” Hak Sübhânehû ve Teâlâ hazretlerinin, zâtı yönünden, yemek yeme gibi varlıksal sıfatlardan münezzeh olduğuna kalbin ile bak ki, Hakk’ın zâtının kemâli ve senin noksanın, senin önünde, açıktan açığa görünsün. Bu tefekkür ve müşâhede içinde yemek yemen hâlinde ibâdette olursun. Sofrada “Sen ne kadar az yiyorsun, böyle vücûd beslenir mi?” diyen kimselerin sözlerine iltifat etme! Eğer edersen faydalı olan hasleti terk edip, zararlı bir hâle dönmüş olursun.

Bilinsin ki, mi‘deyi çok doldurmamak tıbben dahi kabûl edilmiş olan bir faydalı bir yoldur. (Sav) Efendimiz bu hakîkati bin üç yüz küsur sene evvel “Âdemoğlu mi’desinden daha şerli bir kab doldurmamıştır” meâlindeki hadîs-i şerifiyle beyân buyurmuşlardır. Yemeğin besleyici olanını seçip az yemek, mi’deyi lezzet duymak için türlü türlü yemeklerle doldurmaktan daha faydalıdır. Mi’de hastalıklarının hep karışık yemeklerle mi‘denin yorulmasından kaynaklanan bir hâl olduğu çok açık bir hakîkattir.

Yemek sofrasına oturduğun zaman, bekle ki herkes yemeğe el uzatsın ve sen elini en sonra uzat!

Ve herkes yemekle meşgûl iken “Ben ihtiyâcımı te’mîn ettim” deyip sofradan kalkma, yemek bitinceye kadar bekle!

Ve ziyâfete da‘vet edildiğin zaman, orada herkese karşı az yiyor görünmek ve onlar ile berâber tenezzül etmeme yoluyla o da’vette yemek yemek için, evinde karnını doyurup o ziyâfete gelme! Çünkü bu riyâ olup münâfıkların ahlâkındandır.

Ve yemeğin yirmi dört saâtte bir vakitten bir vakte olsun ki, bu hâle alışır isen gündüzleri oruçlu bulunmak da kolay olur.