Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Ondan sonra (S.a.v.) Efendimiz, bu haberde dişili eril üzerine gâlip kıldı. Çünkü o kadına ihtimâm göstermeyi kastetti. Bundan dolayı “üç” derken “selâs” dedi ve eril sayıya mahsûs olan “hâ” ile “selâseh” demedi. Çünkü onda “tıyb” ya’nî “güzel koku” kelimesinin zikri vardır. Oysa “tıyb” ya’nî “güzel koku” kelimesi erildir. Ve Arab’ın âdeti, erili dişil üzerine gâlip etmektir. Şu halde “Fatma’lar ve Zeyd çıktı” der ve “çıktılar” demez. Her ne kadar eril, dişil üzerine bir kişi ve kadın birden fazla olursa da Arap erili, gâlip kıldı. Oysa Resûl (a.s.) Arabîdir. Şimdi Nebî (s.a.v.), ona muhabbet etmekte, o ma’nâ ile, muhabbetini kendi nefsi ile tercîh etmediğini belirten ma’nâya riâyet etti. Böyle olunca Allah Teâlâ ona bilmediği şeyi öğretti ve Allah Teâlâ’nın fazîleti onun üzerine çok büyük oldu. Bundan dolayı üç sayısını “hâ”sız “selâs” sözü ile söyleyerek dişili eril üzerine gâlip eyledi. Şu halde (S.a.v.) hakîkatlere ne kadar âlimdir ve hukûkun riâyetine ne kadar şiddetlidir! (18).

Ya’nî Resûl (a.s.), kadını ilk olarak söyledikten sonra bu hadîs-i şerîfte, dişili eril üzerine gâlip kıldı. Çünkü kadına ihtimâm göstermeyi kastetti. Bundan dolayı “Dünyânızdan bana üç şey sevdirildi….” hadîs-i şerîfinde, üç sayısını eril sayıya mahsûs olan “hâ” ile “selâseh” şeklinde demeyip “selâs” şeklinde buyurdu. Çünkü “selâs” da eril olan “tıyb ya’nî güzel koku” kelimesinin zikri bulunmaktadır.

Oysa ibârede eril olan ile dişil olan bir arada olunca Arab’ın âdeti erili dişil üzerine gâlip kılmaktır. Şu halde Arab, “Fâtma’lar ve Zeyd çıktılar” diyeceği yerde “Fatma’lar ve Zeyd çıktı” der. Ve “çıkmak” fiilini eril çoğul ekiyle kullanır. Erkek olan Zeyd bir kişidir ve kadın olan Fâtma’lar birden fazladır, deyip dişil kipiyle “çıktılar” demez. Erkek bir kişi de olsa erili dişil üzerine gâlip kılar. Oysa (S.a.v.) Efendimiz, Arap kavminin söylemi en açık ve anlaşılır olanıdır. Bakılırsa bu hadîs-i şerîfte Arapların kâidesi üzerine erili dişil üzerine gâlip kılmaları gerekir idi.

Bununla berâber böyle yapmadılar, Çünkü bu hadis-i şerîflerinde öyle bir ma’nâya riâyet buyurdularki, o ma’nâ ile kadın muhabbetinin kendi mübârek kalblerine Hak tarafından aktarılıp kadına muhabbeti kendi nefisleriyle tercîh etmedikleri kastedildi.

İşte Arapların kâidesinin tersine olarak Resûl (a.s.), dişili eril üzerine gâlip buyurmakla bu ma’nâyı kastettiler. Bundan dolayı Allah Teâlâ, (S.a.v.) Efendimiz’e bilmediği şeyi öğretti. Onlara öğretilen şey de, kadının insânî türün vücûdunun aslı olup edilgenlik mahalli oldukları idi. Böyle olunca bu öğretim ve kadının sevdirilmesi (S.a.v.) Efendimiz üzerine Allah Teâlâ’nın çok büyük bir fazîleti oldu.

Çünkü hakîkatlere ârif olmak Allah Teâlâ’nın çok büyük fazîletidir. İşte kadınlarda vücûdun aslı oluşu ma’nâsının mevcût oluşu yönüyle, (S.a.v.) Efendimiz, onların hâline i’tinâ ve ihtimâm gösterilmesini kastederek üç sayısını “hâ”sız “selâs” şeklinde söyleyerek dişili eril üzerine gâlip kıldı. Dikkât et ki, (S.a.v.) Efendimiz eşyânın hukûkuna ne kadar şiddetle riâyet buyurmuştur ve hakîkatler ilmini ne güzel bilirler!

Daha sonra dişil kelimelerde, sondakini baştakine benzer kıldı; ikisinin arasına eril olanı koydu. Bundan dolayı “nisâ ya’nî kadın” ile başladı, “salât ya’nî namaz” ile bitirdi. Ve onların ikisi de dişil kelimelerdir. Ve ikisinin arasında bulunan “tıyb ya’nî güzel koku”, onun vücûdunda, o gibidir. Çünkü erkek, kendisinden açığa çıktığı zât ve kendisinden açığa çıkan kadın arasına konulmuştur. Şimdi erkek, iki dişil arasında tahakkuk etmiştir: Zât dişilliği ve hakîkî dişillik. Bu durumda “nisâ ya’nî kadın” hakîkî dişildir ve “salât ya’nî namaz” hakîkî olmayan dişildir. Ve “tıyb ya’nî güzel koku” ikisinin arasında, kendisinden mevcût olduğu zât ile kendisinden mevcût olan Havvâ arasındaki Âdem gibi, erildir. Ve eğer dilersen “sıfat”tır dersin; o halde yine dişildir ve eğer dilersen “kudret”tir dersin; o halde yine dişildir. Şimdi sen hangi anlayış üzerine olmak istersen ol. Çünkü sen ancak dişili öne geçer bulursun. Hattâ âlemin vücûdunda Hakk’ı “sebep” edinen sebep ashâbı indinde bile; “illet ya’nî sebep” ise dişildir (19).

Ya’nî Resûl (a.s.) bu hadîs-i şerîfte dişili eril üzerine gâlip buyurduktan sonra sonda olan “salât ya’nî namaz”ı dişillikte, başta söylediği “nisâ ya’nî kadın”a benzer kıldı ve “nisâ ya’nî kadın” ile “salât ya’nî namaz” arasına, eril olan “tıyb ya’nî güzel koku”yu koydu. Şu halde nisâ ile başladı, salât ile bitirdi. Ve “nisâ” ile “salât” dişil kelimelerdir. Ve bu iki dişilin arasında eril olan “tıyb ya’nî güzel koku”, dişil olan Hakk’ın “zât”ı ile, aynı şekilde dişil olan “nisâ ya’nî kadın” arasında vücûdda eril olan erkek gibidir.

Ve erkek, insân-ı kâmil olan Resûl’dür. Çünkü erkek, Hakk’ın zâtının sûreti üzere, Hakk’ın zâtından açığa çıktı. Ve kadın da erkeğin sûreti üzere, erkekten açığa çıktı. Bundan dolayı erkek, zât ile kadın arasında gerçekleşti. Şu halde erkek iki dişil arasında tahakkuk etmiş oldu ki, birisi zâtın dişilliği, diğeri hakîkî dişildir.

Ve “zât”ın dişilliği hakîkî olmayan ve “nisâ ya’nî kadın”ın dişilliği ise hakîkîdir. Ve aynı şekilde hadîs-i şerîfte geçene “nisâ” hakîkî dişil ve “namaz” ise, hakîkî olmayan dişildir. Ve bu hakîkî ve hâkîkî olmayan iki dişil arasında “tıyb ya’nî güzel koku”, vücûda getirici zât ile Âdem’in vücûdundan açığa çıkan Havvâ’nın arasındaki Âdem gibi erildir.

Eğer sen istersen kelâm ehlinin anlayışı yoluyla zâta aykırı saydığın “sıfat” ve “Hakk’ın kudretini”, Âdem’in vücûduna sebep tut. Âdem’in vücûduna öncelik veren “sıfat” ve “kudret” yine dişildir. Sonuç olarak Âdem’in menşeini hangi anlayış üzere alırsan al, dişili öne geçmiş bulursun. Hattâ sebep ashâbı olan filozofların anlayışı üzere “zât” hakkında “sıfat” i’tibâr etmeksizin “hüviyyeti yönünden” âlemin vücûdunun “sebeb”idir demiş olsan, yine dişili öne geçmiş olur. Çünkü “illet ya’nî sebep” kelimesi hakîkî olmayan dişildir. Ve sebep ile sonuca bağlı îzâhlar İlyâs Fass’ında geçti.