Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Şiir:
Şimdi yalnız vaade sadâkattan başkası bâkî kalmadı. Ve Hakk’­ın tehdidi için belirlenmiş bir “ayn” yoktur (38).

Yânî Hak hakkında, tehdidin gerçekleşmesi imkânı ortadan kalktığından, yalnız vaade sadâkat kaldı; tehdide sadâkat kalmadı. Çünkü vazgeçme ile vaa­din sadâkatı vâcibdir ve tehdidin infâz edilmesi ise “ve mâ nursilu bil âyâti illâ tahvîfâ” yânî “Biz âyetlerimizi ancak korkutucu olarak göndeririz” (İsrâ, 17/59) âyet-i kerîmesi gereğince mümkün değildir. Ve enbiyâ­yı zî-şan hazarâtının tehdit âyetleri ile gönderilmeleri ancak kulları korkutmak ve tehdît içindir.

Ve bu korkutma da sakınarak Hakk’ın kemâlli cemâline perde olan nefislerinin benliğinden kurtulmaları içindir. Ve Hakk’ın tehdidine mahsûs olmak üzere belirlenmiş bir “ayn” yoktur. Çünkü tehdit âsîler hakkında af ve mağfiret ile, kâfirler ve münâfıklar hakkında da, azâblarının mizâçlarına uygun olan nîmetlere dönüşmesi ile zâil olur. Nitekim Cenâb-ı Şeyh (r. a. ):

 

Ve gerçi şekâ yurduna yânî cehenneme dâhil olurlar ise de, onlar o şekâ yurdunda bir lezzet üzerinedirler; o da değişik bir nîmettir (39).

Yânî haklarında tehdit âyetleri gelen kimseler, cehennem dediğimiz şekâ yurduna girdiklerinde, orada cennet ehlinin nîmetlerinden değişik ola­rak oluşan bir nîmetin lezzeti ile lezzetlenirler.

Çünkü cen­net ehli iyi ve temiz nefsler olduklarından iyi ve temiz şeyler ile ve cehennem kötü ve pis nefsler olduklarından, dışkı böceği nasıl ki gül kokusun­dan azâb duyar ve dışkılar ile lezzetlenirse, onlar da kötü ve pis şeyler ile nîmetlenirler ve lezzetlenirler. Bu beyt, aşağıdaki beytin başlangıcındaki “ebedi cennetlerin nîmetlerine ile tamam olur.

 

Ebedi cennetlerin nîmetlerine. Oysa emr birdir ve arala­rında tecellî indinde değişiklik vardır (40).

Yânî şekâ yurdu dediğimiz cehenneme dâhil olanlar, orada ebedi cennetlerin nîmetlerinden değişik bir nîmetten lezzet üzerinedirler. Oysa, gerek cen­net ehlinin ve gerek cehennem ehlinin tecellîsi, tek bir emr olduğu gibi, lezzetlenmeleri ve nîmetlenmeleri de birdir. Şu kadar var ki, her birinin tecellîsi istîdâdlarına; ve lezzet ve nîmetlenmeleri de mizâçlarına göredir. Yânî tecellî birdir, fakat istîdâdlar farklı farklıdır ve lezzet de aslında bir emirdir, fakat mîzaca göre çeşitlenir. Beyt:

Halkın istîdâdına bağlıdır feyzin eserleri

Nîsan bulutundan istiridye inci tanesi, yılan zehir kapar

Meselâ aynı toprakta biten ve aynı su ile sulanmış kamış, iki tür üzere meydana çıkar. Birinin içi boş, âdî kamıştır ve diğeri şeker kamışıdır. Bu meydana çıkma istîdâdlarının gereğidir; yoksa tecellîleri bir emrdir. Ve aynı şekilde kimi insanın zevki vuruşma ve atışmadır ve kiminin zevki ise, hálka yumuşaklıkla muâmele etmektedir. Fakat zevk oluşları îtibârıyla ikisi de birdir. Ancak her birinin mizâcına uygun olan bunlardır.