Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Böyle olunca, Hak İsmâîl (a.s.)’ı vaadine sâdık olmasıyla se­nâ etti. Ve mümkün olabilecek olan tercih talebinden dolayı Hak hakkında vaîdin yânî tehdidin gerçekleşmesi olasılığı ortadan kalktı (37).

Yânî Hak, mâdemki İsmâîl (a. s. )’ı “innehu kâne sâdıkal va’di ve kâne resûlen nebîyyen” yânî “muhakkak o vaadine sadıktı ve o resûl ne nebî idi.” (Meryem, 19/54) âyet-i kerîmesinde vaadine sâdık olmasıyla medh etti ve bundan, vaade sadâkat üzerine senâ olunduğu anlaşıldı ve Hak ise kullarına iyi amellerine karşılık mükâfat vereceğini vaad ve kötü amellerine karşılık da azâb edeceğini tehdit etmekle berâber, kötülüklerden vazgeçme ve af ile muâmele buyuracağı­nı da vaad etti ve “innallâhe yagfiruz zunûbe cemîân” yânî “Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder” (Zümer, 39/53) ve “İnnallâhe lâ yagfiru en yuşreke bihî ve yagfiru mâ dûne zâlike” yânî “Muhakkak ki Allah, O’na şirk koşulmasını mağfiret etmez. ,

Bunun dışındakileri mağfiret eder.” (Nisâ, 4/48) buyurdu; şu halde senâyı gerektirici olan vaadi yerine getirme yönü tercih edildi ve tehdidin gerçekleşmesi imkânı ortadan kalktı.

Yânî iki şekil mümkün idi: Biri mü­kâfât, diğeri suça cezâ. Mükâfât vaadinin yerine getirilmesi senâyı gerektirici olup, suçun cezâsının yerine getirilmesi, senâyı gerektirici değil idi. Çünkü Hak önceki ahidlerini yerine getirdiği için, İsmâîl (a.s)’ı vaade sadâkat ile senâ buyurdu. Bundan dolayı olması mümkün olan tercih yönü vaadi yerine getirmek olduğun­dan, Hak hakkında tehdidin gerçekleşme imkânı kayboldu, gitti.

Sonuç olarak tehditte sadâkat ile senâ olunmaz; yânî “Hamd ve senâ olsun o Al­lâh’a ki, kullarına çeşitli suça karşılıklar ve azâblar ile tehdit edip bu tehdidini de yerine getirir” demek câiz değildir. Çünkü tehdidin sadâkatı müm­kün değildir.