Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Şimdi mekrlerinde “İlâhlarınızı terk etmeyiniz ve Vedd’i, ve Süvâ’yı ve Yeğûs’u ve Yaûk’u ve Nesr’i de terk etmeyiniz” (Nûh, 71/23) dediler. Çünkü muhakkak onlar ilâhlarını terk ettikleri zaman, onlardan terk ettikleri kadar, Hak’tan câhil olurlar. Çünkü Hak için her bir mâbûdda bir vech vardır. Onu bilen bilir ve bilmeyen de bilmez. Ve Hak Teâlâ Muhammedîler hakkında: “Ey Habîbim! senin Rabb’in ancak ona ibâdet etmenizi kazâ etti, yânî hükmetti” (İsrâ, 17/23) buyurdu (26).

Yânî dâvet eden ile dâvet edilen hüviyyeti yönünden bir şey olduğu halde, Cenâb-ı Nûh’un kavmini dâvet etmesinin mekr oluşu yönüyle kavmi de ona mekr olmak üzere birbirlerine hitâben dediler ki: “Sakın ilâhlarınızı terk etmeyiniz ve insan şeklinde yapılmış olan Vedd’i ve deve sûretindeki Süvâ’yı ve arslan sûretinde tasarlanmış Yeğûs’u ve at şeklindeki Yaûk’u ve kartal biçimindeki Nesr’i terk etmeyiniz. Çünkü bunlar ilâhî görünme yerleridir. Ve bizi dâvet eden peygamber ise, Hakk’ı bu görünme yerlerinden ihrâc edip, bu putlarda Hakk’ın vechini müşâhededen bizi meneder ve biz cem’ ayn’ında olduğumuz halde, bizi farka dâvet eder dediler.

Doğrusu da Nûh kavmi ilâhlarını terk ettikleri zaman, onlardan terk ettikleri kadar, Hak’tan câhil olurlar. Çünkü Hak, hüviyyetiyle zerrelerin bütününde mevcûttur. Bundan dolayı O’nun her mâbûdda bir hâs vechi vardır. O vechi bilen kimse, Hakk’ı bilir ve bilmeyen kimse de, bilmez. Nitekim, Hak Teâlâ buyurur: “fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh” (Bakara, 2/115) “Ne tarafa dönerseniz dönün; Allâh’ın vechi oradadır.”

Ârif i billâh Hasan Sencerî buyurur: Beyit:

Tercüme: “Kâfirler, putların yüzüne secde ederler. Bütün yüzler senin tarafınadır, bütün yüzler senin tarafına!… ” 

Ve bu îzâhtan putperestliğin câiz olduğu anlaşılmasın. Belki putperestlik bayağı olan kimselerin ve Hudâ-perestlik ise mübârek olanların kârıdır.

Bilinsin ki, ulûhiyyet yâni ilâhlık ve me’lûhiyyet yâni ilâh edinmek ve âbidiyyet yâni kul oluş ve mâbûdiyyet yâni mâbud oluş ve sâcidiyyet yâni secde edicilik ve mescûdiyyet yâni kendisine secde edilenin oluşu, her bir aynda zâhirdir. Eğer bir kimse o görünme yerinin perde oluşuna ve put oluşuna ibâdet etse veyâhut o îmal edilmiş olan mâbûd’ta ilâh’ın hayâline tapsa, kendi hayâline ve hevâsına tapmış olur. Ve buna yalnız putperestlerin putu değil, mü’min geçinen birtakım kimselerin kendi inançlarındaki ve hayâllerindeki ilâh dahi dâhildir. Fakat bir kimse her mâbûdda ve her görünme yerinde sınırlama ve tâyîn bulunmaksızın bir tek, ahad olan Allah Teâlâ’ya ibâdet etse, o kimse ârif ve keşf ehli olmuş olur. Bunun için Allah Teâlâ, Muhammedîler hakkında: “Yâ habîbim, bütün her şeyin Rabb’i olan senin Rabb”ın, âncak O’na ibâdet etmenizi kazâ, yânî hükm etti” buyurdu. Çünkü, her kim puta tapsa veyâhut hayâl ettiği bir mâbûda ibâdet etse, mutlaka Hakk’a ibâdet etmiş olur. Çünkü gerek sûrî görünme yerlerinde ve gerek hayâller gibi mânevî görünme yerilerinde açığa çıkan hep Hak’tır. Vücûd birdir; o da ancak Hakk’ın vücûdudur. Beyt:

Tercüme:

“Gayreti cihanda gayri koymadı; şübhesiz bütün eşyânın”ayn”ı oldu.”

 

Fusûsu’l Hikem-Muhiddîn İbnü’l Arabî

Ahmed Avni Konuk Tercüme ve Şerhi