Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Şimdi onların mülküdür diye hayâl ettikleri şeyden ellerinde bulunan şey, onlardan ayrıldı. Ve o mülk Muhammedîler hakkında “ve enfiku mimma ce’alekum mustahlefiyne fiyh” yâni “sizi halife kıldığı şeylerden infak edin!” (Hadîd, 57/7)’dır. Ve Nûh ile Nûhîler hakkında “ella tettehızu min duniy vekiyla” yâni “benden başka vekil edinmeyin” (İsrâ, 17/2)’dır. Şimdi, onlar için mülkü ve Allah için onda vekâleti isbât etti. Böyle olunca onlar, onda hâlife kılınmış olanlardır. Bundan dolayı mülk Allah içindir ve Allah onların vekîlidir. Şu halde mülk onlar içindir. Ve bu, hâlife olunan mülktür ve bu sebeble Hak mülkün meliki oldu. Nitekim Tirmizî dedi (23).

Yânî, fikri netîceler ile onların ellerinde hâsıl olan ilimlerden kendilerinin mülkü olduğunu hayâl ettikleri şey onlardan ayrıldı. Çünkü o ilim îmân ve müşâhedeyle değildir; belki zan ve hayâldir. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: “e mâ lehüm bi zâlike min ilmin, in hum illâ yezunnûn” yâni “Ve onların bu konuda ilimden (nasipleri) yoktur. Onlar sadece zanda bulunurlar.” (Câsiye, 45/24) Ve onların zanları üzerine kurulmuş olan amelleri serâp gibi kaybolur gider. Nitekim Hak Teâlâ buyurur: “Vellezîne keferû a’mâluhum ke serâbin bi kîatin yahsebuhuz zam’ânu mâe” yâni “Ve kâfirlerin amelleri düz arazideki serap gibidir. Susamış olan, onu su zannetti.” (Nûr, 24/39)

Ve o mülk, Muhammedîler hakkında: “ve enfikû mimmâ cealekum mustahlefîne fiyh” yâni “Ve sizi halîfe kıldığı şeylerden infâk edin.” (Hadîd, 57/7) âyet-i kerîmesinin anlamı gereğince hâlife kılınan mülktür. Yüksek ma’nâsı: “Allah Teâlâ’nın onda sizi hâlife kıldığı şeyden, yânî ilimden infâk ediniz; yânî talep eden fakirlere istîdâdlarına göre veriniz” demek olur. Bundan dolayı bu sözün anlamı gereğince “ilim” Allah’ın mülküdür ve Muhammedîler onda hâlife kılınmıştır. Asâlâten onların mülkü değildir.

Ve o mülk Cenâb-ı Nûh ile onun zevki üzere olan Nûhîler hakkında “ella tettehızu min duniy vekiyla” yâni “benden başka vekil edinmeyin” (İsrâ, 17/2) âyet-i kerîmesinin anlamı gereğince onların mülküdür; fakat onda tasarrufa me’mûr değillerdir. Çünkü âyet-i kerîmenin anlamı budur ki: Mülk ve malınızdan ve ilimlerinizden elinizde bulunan şey, sizin mülkünüzdür; fakat siz, onun üzerine beni vekîl edinin; benden başka vekil edinmeyin!

Şimdi, Allah Teâlâ bu âyette Nûhîler için mülkü ve mülkte Allah için vekâleti isbât etti. Çünkü onlar Allah Teâlâ’nın, kendilerinin ayn’ları sûretlerinde açığa çıktığını bilmediler. Ve Hakk’ın vermesiyle mülkün hepsine, sâhip olmalarına vukûfları olmaması dolayısıyla, hâlife olmaya hak kazanmaları söz konusu olmadı. Fakat Muhammedîler mârifetleri yönüyle hâlife olmaya hak kazandılar. Muhammedîler, her ne kadar mülkte hâlife kılınmış iseler de, mülk asâleten Allah içindir. Fakat Allah Nûhîlerin vekîlidir. Ve Allah onların vekîli olunca, mülk onlar için olmuş olur; velâkin bu mülk verme hakîkî mülk verme değildir.

Soru: Kur’ân-ı Kerîm’de Muhammedîlere hitâben: “lâ ilâhe illâ huve fettehızhu vekîlâ” yâni “O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse O’nu vekil edin.” (Müzzemmil, 73/9) buyrulur. Bundan dolayı ilâhî vekâlet husûsunda Muhammedîler ile Nûhîlerin ne farkı vardır?

Cevap: Nûhîler için hâlife kılınma yoktur, yalnız mülk verme vardır. Fakat Muhammedîler için hem hâlife kılınma ve hem de mülk verme vardır. Bundan dolayı Muhammedîlerin zevki, Nûhîlerin zevkini de toplamıştır. Velâkin Nûhîlerde Muhammedîlerin zevki yoktur.

Bu mülk verme, hakîkî mülk verme olmayıp mecâzî olduğu için, Hz. Şeyh, bu mülk hâlife olunan mülktür; bu sebeble, Hak Tirmizî’nin dediği gibi, mülkün sâhibi olur, buyurdu. Çünkü onların vücûdu asâleten Hakk’ındır ve Hakk’ın mülküdür. Çünkü onların vücûdlarında mâlik ve tasarruf edici ve kayyûm Hak’tır. Ve sonuç olarak Hak, onların sâhibidir. Çünkü onların vücûdu, Hâkk’ın izâfî vücûdudur. Ve onlar o vücûdda hâlife olarak tasarruf edicidirler. Nitekim, Hz. Şeyh-i Ekber’in velâyetinden iki yüz sene evvel gelen Şeyh Ebû Abdullah Muhammed b. Ali el-Hakîm Tirmizî (k.s.) birtakım sorular sorarak “Onların cevâbını evliyânın sonuncusu, yânî vaktin evliyâsı verecektir” buyurmuş ve Hz. Şeyh, onların cevaplarını Fütûhât-ı Mekkiyye’nin dört yüz kırk dördüncü bölümünde vermişlerdir. Sorulardan birisi de “Hak mülkün sâhibidir” sözü idi.

 

Fusûsu’l Hikem-Muhiddîn İbnü’l Arabî

Ahmed Avni Konuk Tercüme ve Şerhi