Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Nitekim büyük şey, küçük aynada küçük ve uzunda uzun ve hareketlide hareketli olarak zâhir olur. Ve bâzen özel mahâlden sûretin baş aşağı dönmüş halini verir ve bâzen de, ondan zâhir olan şeyin aynını verir. Bundan dolayı, ondan zâhir olan sûretin sağı, bakanın sağına karşılık olur. Ve bâzen de sağ, sola karşılık olur. O da ekseriyâ aynada genel olarak alışılmış bir durumdur ve alışılmışın dışında olarak sağ, sağa karşılık olur ve terslik ortaya çıkar. Ve bunun hepsi, kendisinde tecellî edici olan mertebenin hakîkatinin verdiklerindendir ki, biz onu aynalar derecesine indirdik (34).

Yâni keşf sâhibi olan kimsenin gördüğü sûretin mahalle veyâ mertebeye göre değişmesinin örneği budur ki, hacmi büyük olan bir şey, küçük aynaya karşılık olduğunda küçük görünür. Yine aynı hacim uzun veyâ hareketli aynaya karşı dursa uzun ve hareketli olarak zâhir olur. Bundan dolayı o cisim, mahallin îcâbına göre görünür. İşte bunun gibi birer küçük aynadan ibâret bulunan her bir aynda Hak, o “ayn”ın îcâbına göre zâhir olur.

Bâzen ayna özel bir yakınlıktan dolayı, bakana sûretinin tersini, yâni taban tabana yansımış hâlini verir. Örneğin yeryüzüne yatay konulmuş ayna üzerine bir kimse basmış olsa, aynanın bu özel mahâlli, yâni özel olarak yakın ve hâzır oluşu, o kimseye sûretini baş aşağı dönmüş gösterir.

Ve bâzen aynada zâhir olan sûret, bakanın sûretine baş aşağı dönmeksizin uygun olur; yâni sûret ters çıkmaz, sağı sağa ve solu da sola karşılık gelir. Örneğin birbirine karşılıklı iki ayna konulsa ve bakan ikisinin arasında durmuş olsa, birinci aynadaki sûretinin sağı duran şahsın soluna; ve solu da sağına karşılık olur. Fakat o aynadaki sûret karşıda olan diğer aynada zâhir olduğu zaman sağı ve solu duran şahsın sağına ve soluna tamâmıyla uygun olur.

Fakat aynada görünen sûretin sağının, duran şahsın soluna denk gelmesi genel olarak ekseriyâ alışılmış bir durumdur. Ve mâdemki alışılmış olan sağın sola karşılık gelmesidir, şu halde aynadaki sûretin sağının bakanın sağına karşılık gelmesi alışılmışın dışında olmuş demek olacağından baş aşağı dönme, yâni terslik, zâhir olmuş olur.

İşte bu bahsedilen ihtilâfın hepsi, tecellî mahalli olan mertebenin verdiklerindendir. Bundan dolayı aynada görünen sûret, her ne kadar bakanın aynı ise de, aynanın kendine hâs vaziyetine ve bakanın ona olan özel yakınlığına göre zâhir olur.

Ve aynı şekilde birtakım aynalar derecesinde olan ilâhi ve kevni mertebelerden her bir mertebede keşf sâhibi olan bakan bir sûret müşâhede etse, o sûret kendisinin sûretidir. Ancak hangi mertebede zâhir olmuş ise, o mertebenin hakîkatinin gereklerine göre değişiklik gösterir.

Şimdi her bir kimseye ulaşan ilâhî lütûflar, kendi ayn-ı sâbitesinden gelir.

 

Fusûsu’l Hikem-Muhiddîn İbnü’l Arabî

Ahmed Avni Konuk Tercüme ve Şerhi