Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Nitekim muhakkak lütûflar, her ne kadar tek bir ayn’dan ise de, her bir lütûf, kendi şahsıyyeti ile, kendinin dışındakilerden ayrılmıştır. Bundan dolayı bunun, o diğeri olmadığı bilinir. Ve bunun sebebi, isimlerin birbirinden farklı olmasıdır. Böyle olunca hazret-i ilâhiyyede, onun genişliğinden dolayı, aslâ tekrar eden bir şey yoktur. İşte bu, kendisine îtimât olunan haktır (30).

Yâni her bir ismin hakîkâti, diğer bir ismin hâkîkatinden ayrı olduğu gibi, ilâhi lütûflardan her bir lütûf dahi kendi şahsıyyeti ile diğer lütûflardan farklı olur. Bununla berâber lütûfların hepsi bir asıldandır. Yâni bütün isimleri toplamış olan Hakk’ın bir olan vücûdundandır. O da ahadiyye zâtıdır. Fakat ahadiyye zâtının zâtiyyeti yönünden hiçbir lütûf çıkmaz. Çünkü ondan hiçbir tecellî olmaz. Lütûf ancak isimler eliyle ulaşır. Bundan dolayı Allah Teâlâ her lütfû bir mahsûs ismin hâzînesinden verir. Ve isimlerin istîdâdları başka başka olduğundan, o isimlerin hazînelerindeki lütûflar dahi tabî ki biribirine benzemez. Şu halde lütûflar, bir dîğerinden ayrılır.

İşte bu îzâhlardan bilinir ki, bu lütûf, o diğer lütfûn aynı değildir. Ve lütûfların birbirinden ayrı olmasına sebep de isimlerin bir dîğerinden ayrı olmasıdır. Bundan dolayı hazret-i İlâhiyye, yâni ulûhiyyet, o kadar geniştir ki, sonsuz olan isimlerin birbirinden farklı olan hakîkatlerini toplamış olduğu yön ile, onda aslâ tekrar eden bir şey bulunmaz; yâni ulaşan lütûfların ebedin ebedi bir daha aynı çıkmaz. Çünkü gelen, bitmez tükenmez bir sonsuzluktur. Tekrar ise darlıktan oluşur.

Ve bu tekrarın olmayışı hakkındaki mezheb, kendisine îtimât olunan hak bir mezhebtir; çürük bir bâtıl mezheb değildir. Mesnevî:Tercüme:
“O izâfî yokluk, ölüden daha ölüdür. Onun var etme (kef)finde çaresiz olur. Sen Kur’ân-ı Kerîm’de “külle yevmin huve fî şe’n“ (Rahmân, 55/29) yâni “O her anda bir iştedir” âyet-i kerîmesini oku da, onu işsiz ve fiilsiz bilme! Onun her gün en aşağı olan işi odur ki, o üç orduyu seferber kılar. Bir orduyu babaların sulbünden rahimde nebât bitmek, yâni evlâd hâsıl olmak için, anaların tarafına yollar; ve bir orduyu, cihânın erkek ve dişi ile dolması için yeryüzüne gönderir; ve bir orduyu, her bir kimse amel güzelliğini görmesi için arzdan ecel tarafına yollar.”

İşte bunların hepsi isimler dolayısıyla ilâhî tecellî ve ilâhî lütûflardır; ve O’nun işleri sonsuzdur.

 

Fusûsu’l Hikem-Muhiddîn İbnü’l Arabî

Ahmed Avni Konuk Tercüme ve Şerhi