Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Ve nezdinde olan hazînelerin hâzinedârı oluşu yönüyle veren, Allah’dır. Bundan dolayı o lütfû hâs isminin iki eli üzere, bu emr ile, ancak mâlûm kader üzere çıkarır. Böyle olunca Adl ismi ve ihvânının iki eli üzere, her bir şeyin hálk edilişini verdi (28).

Yâni her bir ilâhî isim bir hazînedir; ve bütün isimler “Allah” isminin altında toplanmıştır. Bundan dolayı “Allah” ismi bütün hazînelerin hazînedârıdır. Her bir ismin hazînesinden gelen lütûfları, hepsinin hazînedârının “Allah” ismi olması yönüyle, o verir. Şu halde veren Allah’dır.

Ve Allah bu lütûfları, her bir görünme yerinin idârecisi ve rûhu ve Rabb-i hassı olan hâs isminin iki eli, yâni veren el ve alan el üzere ancak bilinen kader ile o hazîneden ihrâç eder. Doğduğu günden öleceği güne ve dakîkaya kadar bir kimsenin, hâs isminin hazînesinde ne varsa, doğar doğmaz hepsi birden ihrâç olunmaz; hastalık, sağlık, açlık, tokluk, rızık ve ilim, zaman zaman bilinen mikdârı üzere iner.

Bundan dolayı Allah Teâlâ Adl isminin ve onun kardeşleri olan Muksit ve Hak ve Hakem gibi diğer isimlerinin iki elleri üzere her şeyin hálk edilişi ne ise, yâni ezelde istîdâd lisânı ile Hak’tan taleb ettiği ve onun bu talebi üzerine Hakk-‘ın da onun hakkında hükmettiği şey ne ise, onu verir. Şu halde “Bu niçin fakîr oldu; ve o niçin zengin oldu?”; veyâ “Bu âsî, o itaâtkâr oldu?”; veyâhut “Bu insan, o da köpek oldu?” diye Hakk’a îtiraz olunamaz. Çünkü Adl ve Hakem isimleri her şeye hálk edilişini vermiştir. Bundan dolayı, herkesin hakîkâti ve ayn-ı sâbitesi neyi beğenip istemiş ise ona o verilmiştir.“Fe lillâhil hüccetül bâligah” (En’âm, 6 / 149) yâni “Allah için apaçık delil sâbittir” ve “Lâ yus’elu ammâ yef’alu ve hum yus’elûn” (Enbiyâ, 21/23) Yâni “Allah işlediğinden mes’ûl değildir, onlar mes’ûldür”. Çünkü Hak herkese istediğini vermiştir. “Niçin istediğini verdin?” diye, bir kimseye îtiraz olunmaz. Fakat “Niçin sen fenâ şeyi beğendin aldın?” diye, îtiraz olunabilir.

Bu bahisde “İsteyen kim; mes’ûl kim; ve iyi şey dururken, fenâ şey nasıl alınır?” gibi, birçok sorular akla gelir. Bunların hepsi, diğer bölümlerde sırası geldikçe îzâh olunmuştur. Hemen Cenâb-ı Hak doğru anlayış ve selîm olarak bizzât hakîkatlerini idrâk ederek yaşamayı ihsân buyursun.

 

Fusûsu’l Hikem-Muhiddîn İbnü’l Arabî

Ahmed Avni Konuk Tercüme ve Şerhi