Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Böyle olunca Rahmân ismi, Müntakım indinde belâ ehli hakkında ancak şefâat edicisinin şefâatinden sonra şefâat etti. Bundan dolayı Muhammed (s.a.v.) bu hâs makâmda efendilikle üstün oldu. Şimdi mertebeleri ve makâmları anlayan kimse üzerine, bunun gibi anlatımların kabûlü güç gelmez (25).

Yâni Rahmân ismi, Müntakim isminin görünme yeri olan belâ ehli hakkında, en başta şefâat etmez. Ve diğer ilâhi isimlerin şefâatine bekleyici olur. Onların şefâati te’sîrli olmayınca o zaman belâ ehli hakkında şefâat eder. Çünkü Rahmân ismi en başta şefâat etse, diğer şefâat ehli olan isimlerin hükümleri açığa çıkmaz ve faaliyetlerinin durmuş olması lâzım gelir. Örneğin Müntakim ve Kahhâr isimlerinin intikam ve kahrı hafif olduğu zaman, Raûf ve Rahîm isimlerinin şefâati ile sâkin olur. Fakat onların intikam ve kahrı şiddetli olunca, bu isimlerin şefâatini kabûl etmezler ve bu isimler, onların şiddetine karşı koyamazlar. İşte bu zaman Rahmân ismi şefâat eder; ve bu isimlerin açığa çıkışı geçer ve bâtın olur. Bundan dolayı Rahmân isminin Müntakim ve Kahhâr isimlerine ve diğer ilâhi isimlere üstünlüğü ve öne geçişi sâbit olur. Çünkü Rahmân isminin saltanatı hepsi üzerine zâhirdir. Eşyânın tümü başlangıç olarak onun cömertliği ve feyzi ile yokluk karanlığından kurtulduğu gibi sonuç olarak dahi belâ ehli, azâb zilletinden onun şefâati ile kurtulur. Hz. Mevlânâ (r.a.) efendimiz buyururlar:Tercüme:
“Eyyûb (a.s)’ın derdine, Ya’kûb (a.s.)’ın ihtiyacına, başka bir çâre olmadı. Ancak Rahmân’ın rahmeti yetişti.”

İşte ‘nebîlerin sonuncusu (s:a.v.) Efendimizin saâdetli vücûdları, Rahmân ismi görünme yeri olduğundan, onlar bu hâs makâmda, yâni şefâat makâmında, efendilikle üstün oldu; ve şân-ı şerîflerinde: “Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn” yâni “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiyâ, 21/107) buyruldu.

Şimdi mertebeleri ve makâmları yâni nübüvvetin velâyetin zâhiri ve velâyetin de nübüvvetin bâtını olduğunu ve nübüvvette taayyün etmiş olan zâtın, nebîlerin sonuncusu ve onun bâtını olan velâyette taayyün etmiş bulunan evliyânın sonuncusu olduğunu anlayan ve nübüvvetin velâyetten yardım istediğini ve velâyetin hükümlerinin ve eserlerinin açığa çıkmasının da nübüvvet ile olduğunu bilen kimsenin, daha önce anlatılan “Evliyânın sonuncusu bir yönden aşağıda ve bir yönden yukarıdadır” ve “Resûllerin sonuncusunun, velâyeti yönünden velâyetin sonuncusuna nisbeti, nebîler ve resûllerin ona nisbeti gibidir” ve benzeri anlatımları kabûl etmesi kolay olur.

 

Fusûsu’l Hikem-Muhiddîn İbnü’l Arabî

Ahmed Avni Konuk Tercüme ve Şerhi