Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


besmele

Böyle olunca resûllerin sonuncusunun velâyeti yönünden, onun velâyetin sonuncusuna nisbeti, nebîlerin ve resûllerin ona nisbeti gibidir. Bundan dolayı resûllerin sonuncusu velî ve resûl ve nebîdir. Ve evliyânın sonuncusu, asıldan alıcı olan vârisdir ve mertebelerin müşâhede edicisidir. Ve o, şefâat kapısının fethinde Âdem evlâtlarının efendisi ve cemâatin önde olanı olan Muhammed (s.a.v.)’in güzelliklerinden bir güzelliktir (23).

Yâni resûllerin sonuncusunun velâyeti yönünden velâyetin sonuncusuna olan nisbeti, nebîler ve resûllerin velâyetin sonuncusuna nisbeti gibidir. Çünkü nebîler ve resûller velâyetleri yönüyle ilimleri, velâyetin sonuncusu mişkâtından aldıkları gibi, resûllerin sonuncusu dahi kendisinin bâtını olan şahsi kayıtlanmış velâyeti yönüyle ondan alır.

Bilinsin ki, velâyet, mutlak ve kayıtlı, yâni “genel velâyet” ve “özel velâyet” kısımlarına ayrılmıştır. Çünkü velâyet esâs ve hakîkât îtibârıyla mutlak ilâhi sıfâttır. Ve nebîlere ve evliyâya nisbeti îtibârıyla da kayıtlıdır. Kayıtlı olan ise, mutlakla mevcûttur; ve mutlak dahi kayıtlı olan ile açığa çıkmaktadır. Bundan dolayı nebîlerin ve evliyânın velâyetlerinin hepsi, mutlak velâyetin parçalarıdır. Ve nitekim nebîlerin parça oluşu dahi, mutlak nübüvvetin parçası oluşudur.

Ve burada Hz. Şeyh (r.a.)’ın resûllerin sonuncusunun velâyetinden kastı, şahsi kayıtlanmış velâyettir. Ve şüphe yoktur ki, bu velâyetin mutlak velâyete nisbeti, diğer nebîlerin nübüvvetlerinin mutlak nübüvvete nisbeti gibidir.

Şimdi resûllerin sonuncusu velîdir; ve velâyeti gereğince ilimleri ve sırları Hak’tan vâsıtasız alır. Ve resûldür, Hak’tan aldığı hükümleri ümmetine teblîğ eder. Ve nebîdir, Hak’tan ve âhiret işlerinden ümmetine haber verir.

Evliyânın sonuncusuna gelince o, ezelde ayn-ı sâbitesinin sûretiyle velîdir. Ve resûllerin sonuncusunun şerîatına tabî olup, onun bütün ilimlerine ve zevklerine vârisdir; ve nebîden verâset yönünden aldığı ilimleri asıldan, yâni Hak’tan, vâsıtasız alıcıdır. Ve “hakîkatlerin hakîkati” olan hakîkât-i muhammediyye mertebesinde taayyün etmiş olduğu için “nübüvvet”, “risâlet”, “velâyet” ve “hilâfet” mertebelerini ve diğer ilâhi ve kevni mertebeleri müşâhede eder ve taayyün etmiş olduğu bu mertebeden feyz verir ve yardım eder.

Bu sûrette evliyânın sonuncusu şefâat kapısını açmak husûsunda Âdem evlâtlarının efendisi; ve nebîler ve evliyâ cemâatinin önderi bulunan Muhammed (s.a.v.) Efendimiz’in güzelliklerinde bir güzelliktir. Çünkü evliyânın sonuncusu resûllerin sonuncusu Efendimiz (s.a.v)’in şerîat hükümlerine en güzel ve en mükemmel bir şekilde tabî ve sonuncu oluşta onun en mükemmel vârisi olduğundan, zâhirde onun güzelliği olur. Ve hakîkatlerin hepsini toplamış olan hakîkat-i muhammediyye’de taayyün etmiş olup resûllerin sonuncusunun bâtını olan bu makâmdan feyz verdiği ve yardım ettiği için de, bâtında onun güzelliğidir.

Ve resûllerin sonuncusu Efendimiz (s.a.v), vücûdda bütün taayyünlerden evvel olduğu için tabî ki diğer nebî ve evliyâ cemâatinin önderidir. Ve ahadiyyet zâtında mahbûs ve saklı olan ilâhi isimlerin taayyün ile açığa çıkmalarına sebep olduğu ve taayyün kapısının fethinde şefâati öne çıktığı gibi, kıyâmet gününde nebîler arasında şefâat meselesi tereddütte kaldığı zaman, şefâat yine ona döneceği için, şefâat kapısının fethi husûsunda Âdemoğullarının efendisidir. Beyt: Tercüme:

”Saçların latîf, dudakların kırmızı ve yüzün güzeldir. Yûsuf’un güzelliği, Îsâ’nın nefesi, Mûsâ’nın parlak eli hep sendedir. Bütün güzellerin birleştiği şekil ve ahlâk ve hareket ve duruş güzelliklerinin hepsi sende toplanmıştır, (Sallallahu aleyhi ve sellem)”.

 

Fusûsu’l Hikem-Muhiddîn İbnü’l Arabî

Ahmed Avni Konuk Tercüme ve Şerhi