Değerli okuyucular; Burada yazılan bütün bilgiler “Ehl-i Sünnet ve’l Cemaât” yaşantısı içerisinde Efendimiz (s.a.v)’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in apaçık belirttiği zâhir hakîkatlerin doğru bir şekilde uygulanmasından ve yaşanmasından sonra ancak doğru bir şekilde yol gösterici olabilecektir. Bunların anlaşıldığı zannedilerek kulluğun gerekleri olan tâatten ayrılmakla dalâlet vâdîsine düşülebilir. Bu hakîkatler ve ilâhî bilgiler kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırât-ı müstakimdir. Zâhiri gözardı ederek bâtına geçmek nefse kolaylık vereceğinden herşeyden önce farzların ve sünnetlerin tatbîki şarttır.


 

besmele

ŞÎT KELİMESİNDE MEVCÛT OLAN “NEFSİYYE HİKMETİ”NİN BEYÂNINDA OLAN FASSTIR

“Nefs” [نفث]”tuh tuh diyerek üflemek” ma’nâsına gelir. Nitekim azâim ehli, yânî hastalar üzerine okuyucular yapar. Zamânımızda onlara alay etme yoluyla “üfürükçü” de derler; ve Araplar o gibi kimselere “neffas” derler ve Kur’ân-ı Kerîm’de: “Ve min şerrin neffâsâti“ (Felak, 113/4) buyurulur ki, “neffâse olan kadınların şerrinden” demektir.

Ve “Şît” “tâ” ile İbrânî dilinde “Allah’ın ihsanı” ma’nâsınadır. Araplar “sâ” harfiyle “Şîs” olarak telâffuz ederler. Âdem (a.s.), Hâbil’in şehâdeti olayından sonra üzüntüsünün yatışması için Hak’tan bir ihsan talep etti. Ona Şîs (a.s.) ihsan edildi.

Burada “nefs”ten kasıt, ahadiyyet zâtında mahbûs kalıp sıkılan ilâhi isimleri nefes-i rahmânîsini göndermekle Hakk’ın nefeslendirmesinden ibârettir. Ve “nefsiyye hikmeti”nin Şît kelimesine tahsîs edilmesinin sebebi budur ki, cenâb-ı Âdem ilk icmâl taayyün olup onun mertebesi âlem mertebelerinin tümünü içine almakta idi. Hak Teâlâ Hazretleri o icmâli, mutlak vücûdunun a’yân-ı sâbite üzerine yayılmasından ibâret olan nefes-i rahmânîsi ile ayrıntılamayı murât etti. İhsan feyzi ve karşılıksız vermekten ibâret bulunan Hz. Şît’in taayyünüyle açığa çıktı. Ve bu açığa çıkma “nefes-i rahmânî” sebebiyle olduğu için, nefes göndermek ma’nâsına olan “nefs”e bağlı hikmet, “Allah’ın lütfu” ve “Allah’ın hibesi” ma’nâsına olan Şît Kelimesine tahsîs edildi. Ve Hz. Şeyh (r.a.) bu sebepten dolayı, “nefsiyye hikmeti“ni “ilâhi hikmet”ten sonra anlatarak bunda, Şîs (a.s.)’ın mübârek kalbine gelmiş olan ilâhi hibeye ait ilimleri ve zâti lütûfları ve onun birtakım hükümlerini ve mârifetlerini ve zevlerini ve kemâlâtını beyân buyurdu.

 

Ahmed Avni Konuk Tercüme ve Şerhi